10 Maddede On Beş Günlük Toronto İzlenimlerim - Kanada'da Yeni Yaşam
369
post-template-default,single,single-post,postid-369,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,hide_top_bar_on_mobile_header,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-11.2,qode-theme-kndysm,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

10 Maddede On Beş Günlük Toronto İzlenimlerim

  1. Soğuk. Geçen senenin 13 Şubat’ında termometreler Toronto’da -26 dereceyi görmüş, rüzgarın etkisiyle -39 hissettirmiş ama kendini. Yani çok ama çok soğuk olabiliyor burası. Gerçi artık eskisi kadar olmuyormuş ama rüzgarlı zamanların ciddi dondurucu olduğunu söylüyorlar. Hep söylendiği gibi doğru kıyafet seçimi çok önemli tabii. İstanbul’dan ‘bu kışın giyilir’ diye getirdiğim birçok şeye hiç elim gitmiyor. ‘Yakası açık’, ‘kolu uzun değil’ gibi sebeplerle. En güzeli boğazlı, yumuşacık kazaklar oluyor. İçlik, çorap ve paltoların farklı derecelere göre çeşitleri var. -30 paltosu var mesela, altına tişört giy çık diyorlar…gerçekten öyle mi acaba?:) Neyse hava şimdilik fena gitmiyor. Bugün 1 derece gösteriyordu, hissedilen -6’ymış, dışarı çıkınca ‘bahar havası’ esprisi yaptık. Kendimizi alıştırmaya çalışıyoruz tabii. Neyse ki güneş ara ara kendini gösteriyor, çok karanlık bir şehir değil sanırım burası.
  2. Kültür. Bir şehirde herkes nasıl bu kadar kibar, yardımsever ve güler yüzlü olabilir? Geldiğimizden bu yana bize kendimizi en iyi hissettiren şey bu oldu sanırım. Nerede yol bulmak için duraklasak biri yanımıza yaklaşıp ‘yardımcı olabilir miyim’ diye sordu. Ata’ya içlik bakarken, torununa içlik bakan bir büyükanneye rastlayıp ondan uzun uzun hangi hava koşullarında hangi içlik giyilir onu öğrendim mesela. Herkes sohbet etmeye o kadar hazır ki. Markette, durakta, otobüste. Tabii sohbet etmek, ne söylendiğini anlayınca güzel oluyor.:) Ülkenin yarısı göçmen olunca konuşulan İngilizce de aynı olmuyor tabii. Bazı aksanları anlamak ciddi zor. Rogers (telekom şirketi) müşteri hizmetlerinden arayan kişinin söylediğinden tek kelime anlamayınca ‘uygun değilim, sonra arar mısınız’ dedim geçen gün, süper strateji:) Ertesi gün arayan kişiyle anlaşabildik neyse ki. Ama güzel olan şu ki, herkes öyle ya da böyle anlaşıyor ve burada gerek iş hayatında gerek sosyal hayatta beklenen “güzel aksan” değil, doğru ve akıcı konuşmak. İstanbul’da bazı velilerin “Amerikan İngilizcesi mi öğretiyorsunuz, İngiliz İngilizcesi mi” diye sorması çok komik gelirdi, uzun uzun anlatırdım artık bunun bir öneminin kalmadığını. Ama sonraki soru “yabancı öğretmenleriniz Amerikalı mı İngiliz mi” olunca pes ederdim, vazgeçerdim dil dökmekten. Gerçekten Kanada bunun çok güzel bir örneği, herkesin kendi İngilizcesi var burada:)
  3. Büyüklük. Çok büyük bir ülke burası. Şöyle söyleyeyim; Greater Toronto Area diye geçen ve Toronto şehrinin yanı sıra Durham, Halton, Peel, and York isimli bölgeleri de kapsayan alanın yüzölçümü 7.124 kilometrekare ve nüfusu yaklaşık 6.5 milyon. Kıyaslayacak olursak, İstanbul’un yüzölçümü 5.400 kilometrekare ve nüfusu neredeyse 15 milyon. Üstelik Toronto kalabalık olarak kabul edilen bir şehir. Yani kısacası ülkenin sahip olduğu alana göre nüfus yoğunluğu epey düşük. Böyle olunca sokaklar genellikle sakin ve insanlar telaşsız.
  4. Toplu Taşıma. Şehirde metro, otobüs ve tramvay kullanılıyor. Taksi biraz pahalı, Uber taksiye göre daha iyi bir alternatif. Geçen gün ilk defa kullandık Uber’i, Kolombiyalı bir sürücüye denk geldik, Jose. Tanıştığımız çoğu insan gibi o da çok sempatikti, konuşmaktan yol nasıl bitti anlamadık. Otobüslerin beklenen saatte gelme açısından pek güvenilir olmadığı söyleniyor, özellikle kar yağdığında uzun süreler beklemek zorunda kalınıyormuş. Bizim bu konuda beklentimiz çok yüksek olmadığı için ilk başlarda çok sıkıntı çekeceğimizi zannetmiyorum. Bekleriz, beklerken duraktakilerle iki sohbet ederiz;) Tabii hava buz gibiyken, bir de bir yere geç kalınıyorsa derhal şikayet moduna da geçebiliriz:) Benim favorim tramvay, burada ‘street car’ deniyor. Ata ilk defa burada kendi başına toplu taşıma kullanmaya başladı. Üçüncü günden beri tramvayla kendi başına okula gidiyor. Tabii hayali bisikletle gidip gelmek, o da bahara artık.
  5. Sağlık. İşte bunu ben de merak ediyorum. Buradaki sağlık sistemiyle ilgili hem çok kötü hem de çok harika şeyler duydum. Bir aşk-nefret durumu var ortada. Ama anladığım şu ki, öyle başım ağrıdı, gözüm seğirdi, hop doktora git, bir baksın durumu burada yok. İyi ihtimalle doktor randevusu zamanı gelene kadar rahatsızlığın kendiliğinden geçiyor. Aile doktoru sistemi burada çok oturmuş durumda. Acil durumlar dışında ilk değerlendirmeyi o yaptığı ve ilgili branşa o yönlendirdiği için iyi bir aile doktoru bulmak çok önemli. Acil servislerdeki bekleme süreleriyle ilgili pek çok şehir efsanesi var. Acile kendi imkanlarınla gitmekle ambulansla gitmek arasında müdahalenin çabukluğu açısından büyük fark varmış Kolun kırıldı, acile gittin, üç saat bekleyebiliyormuşsun. Bu durum, insanların gereksiz ambulans çağırmasına neden oluyor mudur acaba? Neyse, anlayacağınız üzere, sağlık sistemiyle ilgili henüz bir tecrübemiz olmadı, bunlar hep duyduklarımız. Tecrübe edince kendi düşüncelerimi paylaşırım. Bu arada, sağlık hizmetleri kalıcı oturum izni olanlar ve vatandaşlar için ücretsiz. Dün duyduğuma göre de 25 yaş altı için reçeteli tüm ilaçlar da ücretsiz olmuş. Yalnız ilk üç ay sağlık kartı çıkmadığı için özel sağlık sigortası öneriyorlar, biz de öyle yaptık. Özel sağlık sigortası seçeneği sağlık kartı geldikten sonra olmuyor. Poliçeler bizim gibi sağlık kartını bekleyenler, öğrenciler ve ziyaretçiler için geçerli.
  6. Eğitim. Ata’nın okul durumu bizim için en kritik konulardan biriydi. Öncelikli olarak uyum sağlaması tabii ki. Neyse ki sandığımızdan çok daha kolay oldu alışması. Basketbol oynuyor olmasının çok büyük payı oldu bunda. Şu anda derslerin %40’ını anlayabildiğini söylüyor ki, ikinci hafta için hiç fena değil bana kalırsa. Acaba sınıf tekrarı yapsa mı demiştik ama buna izin verilmiyor. Yaşına göre devam etmesi gereken seviyeye kaydı yapılıyor. Adrese göre okul sistemi burada çok katı uygulanıyor. Toronto District School Board’un sitesinden, okulların puanlamalarından tutun hangi adresin hangi okulun alanına girdiğine kadar tüm bilgilere ulaşabiliyorsunuz. Okullarla ilgili daha detaylı bir yazı yazacağım için burayı kısa tutuyorum.
  7. Telefon/Internet/TV. Bu üç servis de çok pahalı. Biz ev telefonu ve kablolu yayın almamaya karar verdik. Zaten İstanbul’da da ev telefonu sucu, tüpçü ve bakkalı aramak dışında kullanılmıyordu:) Televizyon için de yalnızca Apple TV almayı tercih ettik. Netflix, NBA TV ve bir de haber kanalına üye olduk, kablolu yayının yarı fiyatına geldi, hem de ne yayınlanırsa değil, ne istersek onu izliyoruz.
  8. Çeşitlilik. Her dilden, her dinden, her ırktan insan var burada, ve bununla birlikte saygı ortamı var. Tabii ki kendisiyle ve hayatla kavgası olan insanlardan burada da vardır ve bu çeşitliliğe tahammül edemeyenler çıkıyordur aralarından. Ama sistem onları o kadar güzel içine çekiyor ki, varlıkları hissedilmiyor bile. Bundan dolayı kendinizi burada ‘yabancı’ hissetmiyorsunuz.
  9. Fiyatlar. Toronto pahalı bir şehir. Buraya gelmeden önce bunu biliyorduk ama yaşamın içine girince daha iyi anlaşılıyor. Bu konuyla ilgili de ilk ayımızı bitirdikten sonra bir yazı yazacağım ama şunu söyleyebilirim, buraya iş bulana kadar harcamayı göze alacağınız bir birikim ya da bir iş olmadan gelmek hiç mantıklı değil. Aslında TL’nin dolar karşısında değersiz olması da fiyat algımızı çok etkiliyor. Para burada kazanıldığı zaman durum o kadar da vahim değil aslında.
  10. Trafik. Burada arabaların kornası yok gibi. Biri korna çalınca herkes dönüp bakıyor ne oldu diye. Trafik düzenli ve sakin akıyor. İstanbul’dan sonra burada araba kullanmak nasıl olacak bilmiyorum. Yarın ehliyet almak için ilk girişimimizi yapacağız. Türk Konsolosluğuna gidip bir yazı alacağız, böylelikle sıfırdan başlamayacak sürücü belgesi alma süreci. Bunu da başka bir yazıda anlatırım, çok uzun oldu bu yazı, en iyisi bitireyim artık:)

Tabii 15 gün çok çok kısa bir süre, bunlar da yalnızca ilk izlenimler, duyumlar, vs. Ne zaman gittin de, 10 maddede Toronto’yu anlatıyorsun demeyin diye söylüyorum;)

Türkiye yeni güne uyandı, güzel bir gün olsun! Kanada için de uyku vakti:)

Sevgiler, selamlar…

5 YORUMLAR
  • Dilek Özaydın Uçay
    Yayınlandı 07:36h, 21 Aralık Cevapla

    Ilk izlenimin tekrarı yoktur henüz körlükler başlamadan bunları kaydetmen ve bizimle paylaşman çok değerli Burcucum

  • Ediz Evren
    Yayınlandı 08:28h, 21 Aralık Cevapla

    Selam Burcu, benim de teyzem ve kuzenim 5 sene kadar önce taşındılar ve hala Toronto’dalar. Kuzenim geçen sene üniversiteden yeni mezun oldu hatta. Adaptasyon, destek ve/veya ahbaplık için sizi tanıştırabilirim, mail üzerinden bana haber ver.

  • Sibel Argıç
    Yayınlandı 22:27h, 21 Aralık Cevapla

    Burcu hocam harikasınız çok akıcı çok keyifli teşekkürler sevgiler ❤️???

  • Berrak Akyol
    Yayınlandı 06:19h, 22 Aralık Cevapla

    Bızden günaydınlar…….Bu kadar akıcı ve ıyı bır gözlemci özelliğinle şahane bır kompozısyon okudum.Öncelıkle bu
    edebı yazın için teşekkürler……Ayrıca da gerçekten az bır zamanda hem Toronto’nun değerlendırılmesı hem de yaşam kalıtesı hakkındakı bılgiler tam yerınde Oraya göçe hazırlananlar için de ıyıbır bılgılendırme………
    Yenı ızlenımlerını ve bılgilendirmelerını babanla beraber merakla beklıyoruz.Sevgıler……..

  • Koru Sarıkaya (veli, arkadaş)
    Yayınlandı 06:56h, 05 Ocak Cevapla

    Çok didaktik ve eğitimcinin hasında olan bir gözlem penceresinden kısa ama arkası yarın tadında hoş bir “yeni hayat” başlangıcı… herşey gönlünüzce olsun. Aile mihenk taşı herşeyi aştığına inanıyorum.
    Birbirinize iyi bakın

YORUM YAZIN