Yaşam Boyu Öğrenci Olma Hali ve Konfor Alanlarımız - Kanada'da Yeni Yaşam
441
post-template-default,single,single-post,postid-441,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,hide_top_bar_on_mobile_header,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-11.2,qode-theme-kndysm,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

Yaşam Boyu Öğrenci Olma Hali ve Konfor Alanlarımız

Kendimi bildim bileli hep öğrenci oldum ben. Her zaman iyi bir öğrenci değildim ama. Okulu severdim ama öyle her dersi değil. Hangimiz her dersi sevebildik ki? Aslında derslerle değildi derdimiz, öğreten kişilerleydi. “Matematiği hiç sevmezdim.” Aslında matematikle bir derdin yoktu, öğretmenini sevmezdin sen onun. Yoksa matematiğin ne suçu var, matematik hayatın ta kendisi. Ben hep İngilizce öğretmenlerimi çok sevdim. Nazlı öğretmen, Seral öğretmen, Ayşe öğretmen, Tansel öğretmen, Halil öğretmen… Karşıma çıkan bütün İngilizce öğretmenlerinin verdiği ilhamla İngilizce öğretmeni oldum ben. Ha bir de Türkçe öğretmenim vardı ki, Zehra öğretmen, onun sayesinde de, bu -de’lere -da’lara -ki’lere takık insanlardan oldum:) Yazmayı hep çok sevdim. Bu yazıyı okuyorlarsa hepsinin ellerinden öpüyorum, saygılarımı, sevgilerimi gönderiyorum.

Bu arada bu yazının Kanada ile pek ilgisi yok ama bu yazıyı yazmama neden olan başka bir ülkede yaşamaya başlamamızla beraber, ‘konfor alanı’ denen yerden epey dışarılara çıkmış olmamız aslında. Dolayısıyla bu yazı da Kanada’da Yeni Yaşam kontenjanından bu blogda yerini alabilir:)

Ne diyordum? Kendimi bildim bileli öğrenci oldum ben. Üniversite bitti, iş yaşamı başladı. Ama sanki üniversitede pek anlamamıştım okuduğum bölümden. Koskoca dört yıl geçirdim ama aklım biraz havalardaydı. Üniversitede olmanın, başka bir şehirde tek başına yaşıyor olmanın verdiği havailik işte. Yine çok fena değildim, dört senede bitirdim okulu. Ama dediğim gibi pek de hakkını veremeden. Bazen düşünüyorum, meslek seçimini çok erken yapmak zorunda bırakılıyoruz. Şanslıysak sevdiğimiz bir meslek seçmiş oluyoruz, değilsek o zaman fena işte. İşini sevmemek kadar kötü bir şey olabilir mi? Bu konuda şanslıydım, öğretmenliğe başlar başlamaz ne kadar doğru bir seçim yaptığımı anladım. Ama iyi öğretmen olmak dört senelik okul okumakla olacak bir şey değildi. Bir taraftan çalışıyor, diğer taraftan uzun soluklu mesleki kurslara katılıyordum. Çalıştığım dil okulunda Upper-Intermediate bir sınıf vermişlerdi bana. 40 dakikalık derse 1 saat hazırlandığımı bilirim. “Ya öğrenciler bir şey sorarlarsa, bilemezsem” endişesiyle. Bu yüzden ilk üç yılı mesleğimde en fazla geliştiğim zaman olarak tanımlarım hep. Daha sonra tam konfor alanımı oluşturmuşken, farklı bir yöne gitmeye karar verip, bir özel okulda çalışmaya başladım. 25-65 yaş grubundan 7 yaş grubuna, çok ani bir değişim yaşadım. Sınıfa girdiğim ilk gün, dersten çıkıp, ‘ne yaptım ben‘ diye düşündüğümü o kadar iyi hatırlıyorum ki. İngilizce öğretmek bir yana, nasıl başa çıkacaktım ben bu kadar küçük çocukla? Zaten öğreteceğim en karmaşık yapı “have you got a teddy bear?” iken İngilizce öğretme kısmı değildi zor olan. Sırada sınıf yönetimini yaşayarak öğrenmek, işe yarayacak stratejiler geliştirmek vardı. İlk günün umutsuzluğu, karamsarlığı yerini heyecana bırakmıştı. Dinliyordu çocuklar artık beni, çok da keyifli geçmeye başlamıştı dersler. Bu arada yüksek lisans hayalleri kurmaya başlamıştım. Ama kendi alanımda olmayacaktı bu. Eğitime daha geniş bir açıdan bakabileceğimi düşündüğüm için Eğitim Yönetimi’ni seçtim. Bu arada yüksek lisansa kesinlikle okul biter bitmez başlanmaması gerektiğini düşünüyorum. İnsan yaş aldıkça kafası farklı çalışmaya başlıyor. ‘Master’ adı üstünde bir konuda uzmanlaşmak ise bunu okuldan mezun olur olmaz, hiç iş ve yaşam deneyimi kazanmadan yapmak pek anlamlı gelmiyor bana. Hayal ettiğim gibi yüksek lisansı tamamlamıştım. Sonrasında, iş yaşamımın son sekiz yılını geçirdiğim okulumda bambaşka öğrenme deneyimleri, dönüm noktaları beni bekliyordu. Yabancı diller koordinatörü olarak çalıştığım dört yıl içinde çok fazla şey öğrendim. Gururla hatırladığım işler yaptım. Çok da destek gördüm okulumdan, çalışma arkadaşlarımdan.  Hep söylerim, “doğru zamanda, doğru yerde, doğru insanlarla karşılaşmak çok önemli”. Son dört yıl yürüttüğüm okul müdürlüğü ise apayrı, bana çok şey katan bir deneyimdi. Harika bir ekiple çalıştım, çok güzel insanlar tanıdım, bir o kadar da ‘zor veli’ tanıdım. Hepsinden çok şey öğrendim. Yani kısacası bu işlerin hepsinde aynı zamanda hep ‘öğrenci’ oldum. Kendimi konfor alanında hissetmeye başladığım an karşıma başarılması gereken yeni bir şey çıkıyordu. Sanırım bu sayede heyecanımı hiç kaybetmedim.

Bir de iyilik peşinde koşmayı öğrendim 35 yaşında. ‘Koşmak öğrenilir mi?’ demeyin, öğreniliyor. Adım Adım’la tanıştım, velimiz (ve sonradan arkadaşım olan) Emre sayesinde. (Emre, okuyorsan selamlar, sevgiler:) Üç yıl boyunca yardımseverlik koşusu yaptık, yani iyilik peşinde koştuk bütün okul. Çok iyi hissettik kendimizi, sadece şikayet etmiyorduk, harekete geçiyorduk. Hala tanışmadıysanız muhakkak tanışın Adım Adım‘la. “Keşke daha önce tanısaydım” diyeceğinize eminim. Adım Adım’daki tüm arkadaşlarıma da buradan selam olsun.)

Buraya gelmemize yakın takı tasarımı yapmaya başladım. Taktığım kolyenin kapama yeri bozulsa ne yapacağımı bilmez, bir kenara koyardım ben. On beş hafta bir okula devam ettim, yine öğrenci olmuştum yani. Hayatımda ilk kez ellerimi kullanarak bir şey üretiyordum. Bunu, takı ya da başka bir şey, herkesin deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum. Doğal taşlarla çalışmak da çok rahatlatmıştı beni. Takı yapmaya yeni başladığım zamanlardı. Bir sabah yanımdan geçen bir veliye ‘günaydın’ dedim. Bir meseleden dolayı bana kızgındı bu veli. Yanıt vermedi selamıma, yanımdan geçti gitti. İş arkadaşlarım Tanem ve Emre de yanımdaydı. Okuyorlarsa onlara da selamlar, sevgiler (ve de ayrıca çok özledim:) Onlara ‘işte bu yüzden taşlar beni rahatlatıyor, en azından taşlardan böyle bir beklentin olmuyor, seni incitmiyorlar‘ demiştim. İnsanlarla çalışan herkesin, içinde insan olmayan bir uğraş edinmesi ruh sağlığı açısından kesinlikle şart bence:) Paylaşmadan geçemeyeceğim, takı tasarımı yapmaya başlayınca şunu hissettim bazı insanların tavırlarında: ‘Ne yani, takıcı mı oldu şimdi?‘ Direkt olarak böyle söylemeseler de Türkiye’de, iletişimde ‘saklı mesajları’ anlama uzmanı olduğumuz için anlamakta zorlanmıyordum. Evet, takıcı olmuştum, çok da zevkliydi ayrıca. Hala da devam ediyorum.

Buraya geleli iki ay oluyor neredeyse. Yine öğrenciyim ben. Yeni bir meslek edinmeye karar verdim. Planlar değişmez, herşey yolunda giderse bu senenin sonunda Kanada Göçmenlik Bakanlığı lisanslı göçmenlik danışmanı olacağım. Göçmenlik danışmanlığının okulunun yanı sıra, hali hazırda olan mesleğimi, İngilizce öğretmenliğini burada da yapabilmek için kısa bir kursa devam ediyorum. Yani tam zamanlı öğrenciyim şu anda. İngilizce öğretmenliği için devam ettiğim kursta beni gülümseten şeyler yaşıyorum. Mesela eğitimci sınıfa bir kitap getiriyor, kitabın yazarıyla bir konferansta birlikte sunum yapmışız, ondan bahsediyorum, eğitimci pek anlamıyor, onun sunumuna katıldım zannediyor, ‘iyi bir konuşmacı mı‘ diye soruyor. Vazgeçiyorum anlatmaktan. Bugün örnek ders anlatımı yaptım sınıfta, sıra bendeydi. On yedi yıl öncesine gittim, o zamanlar katıldığım eğitimlerde de az ders anlatmamıştım öğretmenleri öğrenci yerine koyarak. Eğitimci seni izler, notlar alır, sonra geribildirim verir yaptığın dersle ilgili. Eğitimci bugün geribildirim verirken ‘bu dersi daha önce anlatmış gibiydin’ dedi. Mutlu oldum. Bugün ders anlatırken on altı yıl önceki kadar heyecanlandım biliyor musunuz? İşte bu yüzden bu yazıyı yazmaya karar verdim. ‘Hayatınız boyunca öğrenci olmayı hiç bırakmayın, hep yeni bir şeyler öğrenin, konfor alanınızın dışına çıkmaya gayret edin, insanların ne dediğini fazla kafanıza takmayın‘ demek için yazdım bu yazıyı. Kendinizi tanımak, potansiyelinizi gerçekleştirmek için yapın bunu. İlla iş değiştirmek, başka bir şehire taşınmak, uzak bir ülkeye gitmek gerekmiyor yeni bir şeyler öğrenmek ve konfor alanınızın dışına çıkmak için. Ama mutlu değilseniz de kalmayın orada, o işte, o apartmanda, o şehirde, o ülkede. Aldırış etmeyin, ‘ama‘ diye başlayan cümlelere, ‘olmaz‘ diyenlere. Hayat o kadar kısa ki.

Sevgiyle.

9 YORUMLAR
  • Emre Mollaoglu
    Yayınlandı 07:19h, 27 Ocak Cevapla

    Özlendiniz dostlar. Ve tüm yazıları elbette okuyorum ???

  • Tülin Süral Dean
    Yayınlandı 09:42h, 27 Ocak Cevapla

    Burcucum, çok büyük bir keyif alarak okuyorum güzel yazılarını, bazen bir gülümseme bazen küçük bir gözyaşı oluyor. Tam da ‘lifelong learning’ üzerine epey kafa yorduğum zamanlar. Önüne çıkan her yeni şeye güzel enerjini katman dieğiyle.

    • Burcu Akyol
      Yayınlandı 17:17h, 26 Şubat Cevapla

      Çok teşekkür ederim Tülin’cim:)) (biraz gecikmeli oldu ama:) Çok sevgiler.

  • Yasemin Baysoy
    Yayınlandı 10:58h, 27 Ocak Cevapla

    Burcu Hocam yazılarını sabırsızlıkla beklemeye başladım ?

    • Burcu Akyol
      Yayınlandı 17:18h, 26 Şubat Cevapla

      Çok teşekkür ederim Yasemin:) Çok sevgiler.

  • Tülay Soydan Pekin
    Yayınlandı 17:15h, 27 Ocak Cevapla

    Çok güzel bir yazı ve çok doğru tespitler. Özellikle öğretmenlerimizin bizde bıraktığı etkiler, İngilizce öğretmenliği, master, tasarım, konfor alanı yerine hayat boyu öğrenmeyi seçmek konularında tamamen katılıyorum size. Burcu Hanım, azminiz, sağduyunuz, çalışkanlığınız ve pozitif yaklaşıminızla istediğiniz her alanda başarının anahtarına sahipsiniz. Yüreğinize, emeğinize sağlık. Sevgilerimle…

    • Burcu Akyol
      Yayınlandı 17:22h, 26 Şubat Cevapla

      Güzel yorumunuz için teşekkür ederim Tülay Hanım, çok naziksiniz. Sevgiler. Enis’i de öpüyorum:)

  • Esma yavuz
    Yayınlandı 22:14h, 27 Ocak Cevapla

    Yine yeni yeniden kaleminizden cikan harika bir yazi olmus??.yureginize saglik.Emekli bir bankaci,şimdinin gayrimenkul emlak danismani olan ben ve taki tasarima olan sonsuz merakim, ortaya cikan el emegi goz nuru takilarim..super şahane bir duygu? merakimiz hic bitmesin .selamlar sevgiler.

    • Burcu Akyol
      Yayınlandı 17:23h, 26 Şubat Cevapla

      Çok teşekkür ederim Esma Hanım. Çok sevgiler.

YORUM YAZIN